Kısa Tarih Dizisi yeni kitaplarla okurlar ile buluşmaya devam ediyor. KISA İSPANYA TARİHİ’ni okuma listenize eklemeyi unutmayın.                                            

Ben ve Öteki Arasındaki Şefkat Köprüsü - Ece Örken / Sözcü Kitap Eki

20 Kasım 2020 Cuma

Kopukluk ve utancı besleyen kültür”ün, dünyaya gönderilişimize dair ilk anlattığı hikâye dâhi,  “hata”ya düştüğümüz anda reddedilip cennetten kovulduğumuzu, “o iyi yerde” istenmediğimizi söylüyor. Güzelliği ve refahı tekrar hak etmek için didinip durmalıyız çünkü olduğumuz hâl asla yeterli gelmiyor. Oysa Budizm’de insan doğasının karşılığı bunun tam zıddı bir yerde duruyor. Budizm’e göre insan doğası, sevgi ve farkındalıkla dolu. Spiritüel yolculuğun veya uyanışın anlamı da halihazırda içimizdeki iyiliği fark etmek veya hatırlamak. Diğer bir deyişle, burada kendimize gelmek üzere yola çıkıyoruz.

Buda’nın Kalbi’nde Tara Brach, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle başlayıp “öteki”ne uzanan şifalanma yolunda yol arkadaşı olarak “Koşulsuz Kabul” prensiplerini sunuyor. “Gerçekten kabul etmenin iki parçası, açıklıkla görmek ve deneyimimizi şefkatle kucaklamak büyük bir kuşun iki kanadı gibi birbirlerine bağlı; ikisi birlikte uçmamızı ve özgürleşmemizi sağlıyor.” Yani, her ne oluyorsa, her ne hissediyorsan, bunlar “olumsuz” olarak adlandırılan duygular olsa dahi, kendini suçlamadan, yargılamadan ona bakıp gördüğün şeyi şefkatle karşılamak tedavi edici olan ve özgürleştiren.

“Bedeni merkeze alan bir farkındalık” hatırlatması yapan Tara Brach, insan zihninin, özellikle de zorlayıcı veya tetikleyici bir durumla karşılaştığında ürettiği düşüncelerden sıyrılıp dikkati bedendeki hislere getirmenin gücüne dikkati çekiyor ve “Koşulsuz Kabul’ü hayatımıza getirmek, fiziksel bedenimizde devamlı değişen duyumların farkında olmakla başlar,” diyor. Aslında o anda asıl gerçekleşeni hissetmeye izin vermek cesaret istiyor. Zihnin dırdırları can sıkıcı olsa da bildik bir can sıkıntısı bu. Hikâyeye tutunduğun ve hissetmekten kaçtığın konforsuz bir konfor alanı. Oysa asıl ihtiyaç olan “dikkati derinleştirip gerçek deneyime dokunmak”, yani yeniye veya gerçeğe alan açmak.

“Hisleri benliğimizle özdeşleştirmeyip sadece varlıklarını kabul etmek ve belki “bağışlamak” nasıl olurdu?” diye düşünüyorum. Özellikle hisler dünyasının kötü çocukları acıyı veya ıstırabı, “ben”e uğrayan, başka bir gün de “öteki”ni ziyaret edecek olan misafirler gibi hayal etmek mesela… Böyle baktığımda karşımdakinin acısı, öfkesi veya herhangi bir hâliyle ortaklık kurmak çok daha kolay oluyor.

Bu noktada Buddha’nın aydınlamasını hatırlatmakta fayda var: “Buddha tüm gece süren ibadeti süresince kendi acısının derinlerine baktı. Muhteşem içgörüsüne göre tüm ıstırap ve memnuniyetsizlik, ayrı ve kopuk bir benlik olduğumuz anlayışından geliyordu. Benlik anlayışımızı bu şekilde sınırlandığında bizi yaşamın bütünüyle birleştiren özümüzü unuturuz.  Yani, yanılsamanın temelini kendimizi Ayrı bir benlik olarak görmek oluşturuyor.Anlıyorum ki yanılsamadan kurtulmak da ben ve öteki arasında bir şefkat köprüsü kurmakla başlıyor ve bu da bütünlük idrakı için gerçekten iyi bir ilk adım gibi görünüyor.       

Buda’nın Kalbi, ben olarak adlandırıp tutuntuğumuz deneyimler bütününü gözden geçirmek, zihinden çıkıp bedene dönmek, kendimizin ve ötekinin acısını sahiplenmek için zarif bir davet sunuyor. Biliyorsunuz ki “Koşulsuz Kabul” dayanağıyla köprüyü rahatça geçeceksiniz ve vardığınız buluşma noktasında bu sefer kimse kovulmayacak. Yani, bu işte hep beraberiz veyahut  her şey birdir.

 

Yorumunu bırak