RSS

Haberler

Britanyalı tarihçi ve yazar James Heneage’in yazdığı Kısa Yunanistan Tarihi, felsefenin, sanatın, dilin, demokrasinin yeşerdiği toprakların üç bin yıllık tarihini, iç savaşlarla, diktatörlüklerle, Nazi işgaliyle birlikte ele alarak modern medeniyetlerin çok şey borçlu olduğu Yunanistan’ın zafer ve felaketlerle dolu geçmişini noktalar halinde değinerek ele alıyor.
Bugün size yazarı hakkında çeşitli iddia ve tartışmaları olan bir kitabı tanıtacağım. Say Yayınlarının okura kazandırdığı "Küçük Ağaç'ın Eğitimi" isimli eserin yazarı Forrest Carter, kendisini "küçük yaşta anne-babasız kalan Kızılderili" olarak tanıtıyor. Kitap aynı zamanda Carter'ın otobiyografisi. Ancak Vikipedi Forrest Carter isminin takma olduğunu ve aslında bir beyaz ve ırkçı olan Asa Earl Carter olduğunu yazıyor. Kitapları büyük ilgi görünce kendisini kıskanan kimi çevrelerce bu bilgilerin yayıldığını iddia ediyor. Öte yandan Carter'ın Kızılderili Thelma Carter ile evli olduğu ve dört çocuğu olduğu biliniyor. Tüm bu tartışmalardan bağımsız olarak "Küçük Ağaç'ın Eğitimi" kitabını elinize aldığınızda "Heidi", "Küçük Prens", "Şeker Portakalı" ve "Martı"daki samimiyeti, dürüstlüğü göreceksiniz.
Her ne kadar yaklaşık 2000 yıl önce Roma’daki bir seçim için yazılmış olsa da Quintus’un tavsiyeleri günümüzde de farklı coğrafyalardan ve farklı siyasi görüşlerden çok sayıda siyasetçinin uyguladığı kirli yöntemleri de kapsıyor.
Babil gibi kentler salt “kent” olarak değil, var oldukları tarihte, üzerinde yaşayan medeniyetlere sosyo-kültürel, politik, ekonomik açıdan yön vererek birçok biçimde o medeniyetlere katkı sağladığı için tarih sahnesinde önemli bir yer tutuyor. “Kısa Babil Tarihi”, yazar Trevor Bryce’ın titiz arşiv çalışmasıyla görsellerle de desteklenerek okura almak istediğini fazlasıyla veriyor.
Dünya dinleri ve halk gelenekleri konusunda araştırmaları ve kitaplarıyla tanınan Margaret Stutley, Say Yayınları’ndan Sinan Köseoğlu etiketiyle yayınlanan ‘Değişen Bilinç Hallerinde “Ruhlar Dünyasıyla Bağlantı Kurmak” alt başlıklı “Şamanizm” kitabında, “kötü şöhretiyle” nam salmış ve birçok farklı yorumlamaya mahal vermiş, kadim bir inanış olan Şamanizm’in köklerine ışık tutuyor.
İngiliz araştırmacı Tommy Clark’ın kaleme aldığı “Kıbrıs’ın Kısa Tarihi”, stratejik konumu sebebiyle tarihin bütün dönemlerinde fazlasıyla önem arz eden bu “yalnız adanın” MÖ. üçüncü yüzyıldan günümüze kadar geçirdiği dönüşümü yazarın tarafsız gözüyle masaya yatırıyor.
Erich Fromm, “Sevginin ve Şiddetin Kaynağı”nda birbirine hem çok yakın hem çok uzak iki kavramın nasıl kafa kafaya gelebileceğini çok fazla ayrıntıya girip okurun zihnini bulandırmadan açıklamaya girişiyor. Fromm’un konuyu doğru bir yerden yakalayıp insanın “nesneleşmesine” yaptığı vurguyla sevgiyi ve şiddeti biçimlendirmesi kitabın asıl kaynağını oluştururken klinik vakalar haricinde, nükleer füze gibi daha somut ve tüm insanlık için geçerli olan örneklere başvurması da elimizdeki eseri daha iyi kavramımızın önünü açıyor.
Yazar La Rochefoucauld’un cümlelerine oldukça sık rastlayacağınız Arızalı Tiplerle Mücadele Rehberi kitabını okuduktan sonra yazarın şu cümlesine de ben yer vermek istedim: “İyi bir nasihatten yararlanmak en az onu vermek kadar sağduyuya ihtiyaç gösterir.” Psikiyatr Christophe Andre’nin yazdığı, Muzo’nun çizimleriyle eşlik ettiği kitap, hepimizin normal olmadığını gösterecek ve aramızda dolaşan arızalı tipleri teşhis etmemizde yardımcı olacak. En çok da aynaya baktığımız o kişi için…
İngiliz profesör Roland Ennos’un yazdığı “Ahşap Çağı”, resmi tarih ve öğretinin aksine, insanın dünyayla, dolayısıyla da uygarlıkla ilk buluşmasının taşla, bronzla ve demirle değil ağaçla, odunla ve nihayetinde de ahşapla olduğunu savunurken ahşabın binlerce yıllık geçmişine de ışık tutuyor.
“Geniş bir ifadeyle,” diyor Peter Watson, “Büyük Bölünme”nin amacı, eski halkların üzerinde yaşadıkları fiziksel dünyanın (yüzey şekillerinin, bitki örtüsünün, insan dışı hayvan yaşamının, artı olarak iklimle, enlemle, kara ve deniz arasındaki ilişkiyle alakalı başat özelliklerin), insanların ideolojisini, inançlarını, dinsel uygulamalarını, toplumsal yapılarını, ticari ve sınai faaliyetlerini belirlediğini, sırası geldiğinde ise ideolojinin, bir kez ortaya çıkıp içsel tutarlılığa ulaşınca, insanlar ile çevre arasındaki başkaca ayırt edici özellikleri belirlediğini göstermektir.